Top Social

Masonların, Sabetaycıların ve gizli Yahudilerin büyük dostu ve onlar tarafından çokça pohpohlanan İlber Ortaylı, yine saçmaladı! | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, mustafa armağan, yavuz bahadıroğlu, yeşilyurt, tv net, ilber ortaylı, sabetaycılar, adnan oktar, mustafa kemal atatürk,



HAYDİ ORADAN!

Tarihçilik yapsana be adam! Sen tarihçi bir bilim adamı mısın, Mason, Yahudi ve Siyonist dostu musun? Bu mu tarihçilik? Bu mu bilim, bu mu bilim adamlığı? Bu mu aydın insan duruşu? Bu mu topluma örnek duruş? Bu mu adalet? Tarihçi geçinerek bin tane delili nasıl hiçe sayabilirsin de, yetmeyip, yanlış yapan, çirkin davranış sergileyen sen olduğun halde bir de üste çıkabilirsin?

***
Uzun yıllar önce Adıtürk'ün Sabetayist bir gizli Yahudi olduğunu gür sesle bütün Türkiye'ye duyurduğumuzda, kısa bir süre sonra bu husus İlber Ortaylı'ya da sorulmuştu ve Ortaylı "Atatürk köylü. Köylüden Yahudi çıkmaz. Yahudiler hep şehirli olur" mealinde gülünç ötesi bir cevap verebilmişti. (1)

İslamcı bir tarihçi, böylesine ciddi bir konuda ve böylesine ciddi bir soru karşısında ve alemin ve tarihin önünde, benzeri bir açıklamayı yapsaydı, ömrü boyunca unutturulmaz, o adamın üzerindeki büyük bir leke olarak anılırdı. Oysa İlber'in bu tuhaf cevabına ve doğruları kasten gizleyen tavrına, basın ve medyadan hiç tepki olmamıştı. Akademi çevresinden de hiç tepki gelmedi. Profesörlerden, öğretim üyelerinden hiç ses çıkmadı. 

Oysa biz Adıtürk'ün Sabetaycı gizli Yahudi olduğuna ve İngiliz derin devletindeki Siyonistlerle ittifak halinde hareket ettiğine dair yorumlarımızı/yayınlarımızı, son derece bilimsel somut delillere dayandırmıştık ve sonraki süreçte bunlardan yargılandık ve beraat de ettik. 

Savcı ve sonra hakim, dayandığımız kaynakların son derece itibarlı kaynaklar olduğunu, hatta Atatürkçü kaynaklar olduğunu, hatta iddialarımızdan bazılarının Adıtürk'ün kendi itirafları olduğunu, hatta bazı kaynaklarımızın Türk Tarih Kurumu'nun da başvurduğu kaynaklar olduğunu kabul etmişti. Bizim bu kaynaklara sadık kaldığımızı da... Kısa bir süre sonra, önce Sabetaycı gizli bir Yahudi olduğunu inkar edip duran, sonra kendi kanalında itiraf etmeye mecbur bıraktığımız Adnan Oktar'ın adamlarının yeni bir şikayeti ile, aynı sitelerimizden, aynı sosyal ağ sayfalarımızdan, aynı yayınlarımızdan ve iddialarımızdan dolayı, hukukun en temel normları bile çiğnenerek aynı eylemlerimizden dolayı yeniden yargılandık ve damarlarındaki kana kadar Kamalist bir taraflı hakimeden ceza aldık. 

İlk davadaki savcı ve hakimin aksine, ne konuları biliyordu, ne kaynakları, ne olayları, ne şahısları, ne yayınlarımızı biliyordu. Ne de şikayet dilekçesini doğru düzgün incelemişti ve ne de bilirkişiye danıştı. O Kamalistti, söz konusu olan onun Adıtürk'üydü ve bilim milim, hak, hukuk, hürriyet, insan hakları falan hepsi boştu... Kafasına koymuştu, 2,5 sene cezayı verdi geçti. 

Üstelik sadece 20 gün sonra, yine aynı hakimede, yine Sabetayist Adnan Oktar'ın adamlarının şikayeti ile, yine Adıtürk gerçeklerini anlattığımız aynı bloglar, yayınlar ve iddialara dair başka bir dava vardı, bir öncekinde 2,5 sene veren hakime, bu defa kendisi ile gurur duyarak 3 yıl 9 ay verdi... 

Şu anda İçimizdeki İsrail'in ve İçimizdeki Ermenistan'ın basın ve medyasının yapmakta olduğu şey, o zaman bu karar duyulunca da yapılmak istenmişti ve bir medya linci denenmişti. 'Yaptığımız yayınların sonuna arkasındayız. Haydi oradan, bir tarihçinizi, bir sözcünüzü karşımıza çıkartın, size bu yayınların ve iddiaların ne kadar gerçek ve bilimsel olduğunu, ne kadar haklı olduğumuzu, bu millete ne pusular kurulduğunu, tek tek ispat edelim' deyince derin de bir sessizliğe bürünmüşlerdi. 

Oysa aynı Kamalist hakime, sadece 20 gün sonra aynı yayınları, aynı kaynakları ve aynı şahsı yani beni, yeniden yargılarken, yine dinlemedi. Yine savunma almadı. Hala konuları bilmiyordu. Sitelerimizi bile hala incelememişti. Neyin ispat edildiği umurunda da değildi. İspatlarımızın bilimsel seviyede oluşu da umurunda değildi. Şikayet dilekçesini bile incelememişti. Yayınları önüne açıp "Şurada şunu nasıl iddia edebildiniz?" şeklinde sorular bile soramamıştı. Üç cümle konuşmasına izin verdiği sanığın/benim;

➥ "Ben bunlardan dolayı birkaç ay önce, Bakırköy 20. Asliye ceza mahkemesindeki yargılamada beraat ettim. Aynı bloglar, aynı sosyal ağ sayfaları, aynı yayınlar, aynı tarihi konular, aynı iddialar, aynı eserler. Bu mükerrer bir yargılama ve bu yaptığınız hukuka uygun değil. Hiç kimse bir eyleminden dolayı birden fazla kere yargılanamaz." 

şeklindeki son derece medenice bir tavırla kurduğu ilk cümlelerine de, son derece gayri medeni bir beden dili ve ses tonu ile "Boş konuşuyorsun" şeklinde cevap verebilmişti. Manzara meydandaydı, başka bir şey söyleyemezdi ve böyle bir tavır sergilemese bu sözde yargılamanın sonunda ceza falan da veremezdi. Böyle davrandı, çünkü söz konusu olan Adıtürk'üydü. Bu kadar haksız, hatalı, hatta suçlu olan taraf kendisi de olsa, o küfür bile edebilirdi, dövebilirdi, sövebilirdi, neyin kaynak gösterildiği, adalet, hukuk, tarihi bilimi, umurunda bile değildi. 

Üstelik bir de temyize gönderdiğimiz bu kararlarını, yaşanan bu hukuk skandalını, bu kadar çirkinleşmesini, acayip bakış açısını eleştirdik diye kendisine hakaret ettiğimiz iddiası ile bir de bizden kendisi ayrıca davacı oldu. "Görev başındaki devlet memuruna görevinden dolayı hakaret" gerekçesi ile... Hakaret cümlemiz olarak da, kendisini tenkit ettiğimiz yazımızda geçen "Bomboştu, konulardan hiç haberi yoktu" ve "Kamalistti. Yargısız infaz yaptı" tabirlerimizi gösterebildi. Sanki duruşmada sözlü savunma hakkı bile vermeyip "Sus, BOŞ konuşuyorsun" diyen kendisi değildi. Bu memleket, bu millet bu Kamalist zihniyetten, daha doğrusu Kamalizm diye bir maske üretmiş Sabetayist hain zihniyetten ne çok çekti, çekiyor. 

Bakın sosyal ağlara, Kamalistleştirilmiş T.C. vatandaşlarının büyük çoğunluğu, devlet otoritesini hile ve ihanet ile ele geçirmiş Sabeteyistlerin tuzaklarına düşmemiş ve resmi müfredata rağmen hala Kamalistleşmemiş TC vatandaşlarına, bunca tarihi vesikayı, şahidi, kanıtı hiçe saymayan ve medenice kabullenen TC vatandaşlarına, en ağır küfürleri etmeyi, aşağılamayı, tehdit etmeyi bile hak görmüşler, hukuka uygun görmüşler. Kibirlerinden, küfürlerinden, şımarıklıklarından, hukuksuz ve gayri medeni hallerinden yanına yanaşılamaz hale dönüştürülmüşler ama Kamalizme direnen medeni vatandaşları kendilerinin içinde buldukları kefeye koymuşlar. 

Söz konusu kim olursa olsun, rejim ya da devlet kurucusu değil (ki Adıtürk denen şahıs devlet ve rejim kurucusu falan da değildir), peygamber tanınan ve arkasından yüz milyar insanın gittiği birisi bile olsun, adalet önünde herkes eşitti, ispat edildikten sonra her sarsıcı gerçek herkes tarafından her imkan kullanılarak ifade edilebilirdi, AHİM'in de bu yönde kararları vardı, ifade edilince ülke sarsılacak bile olsa ifade etmek haktı ama Kamalistlere göre bu Adıtürk için geçerli değildi. Neden değildi. Verebildikleri tek cevap: "Söz konusu olan Atatürk'tür"

Ama sabıkası olmayan sanığın/benim, denetimli serbestlikle cezasız kalmasını bile istemedi ve gerekçeli kararına kale alınır hiçbir şey yazamadığı iki ceza kararında da, sosyal ağ ve bloglar üzerinden yapılan eylemleri basın kanununa uydurup, işlenmemiş ve daha önce beraat edilmiş bir suç için bir de "Suç basın yolu ile işlenmiştir ve cezasının artırılması falanca kanuna göredir" deyip iki senenin üzerinde ceza verdi ki, iş sakata gelmesin. 

Büyük bir Mason dostu olan, ağzı, lisanı, seviyesi son derece bozuk ve düşük olan, tarihi pek çok hadiseyi Masonların ve gizli Yahudiler ile Siyonistlerin istediği ayarda anlatıp duran biri İlber... Bu huylarını ve gayretini daha önce Hitler'i anlatışı üzerinden de konu edip gözler önüne sermiştik. Adıtürk gibi Sabetaycı Yahudi olan Şahenk'lerin medyasında, NTV'sinde sık yer bulan, yine Sabetaycı olan Turgay Ciner'in medyasında ve Haber Türk'ünde sık yer bulabilen, yine Yahudi-Mason kanalı CNN Türk'te ve benzeri diğerlerinde, yani sözde Türk, özde Sabetaycı, Ermeni ve Mason basın ve medyada sık yer bulabilen ve çok saygın bir bilim adamıymış gibi pohpohlanan biri İlber...

Ve ne olduğu belli olan bu basın ve medya, şimdi İlber üzerinden yine toplum yönlendirmesi yapıyor. Küfürler savurdukları programa ve şahıslara karşılık, elleri bomboş kalmış oldukları halde, hiçbir delili çürütemedikleri halde, hiçbir karşı delil getiremedikleri halde, iddiaları tartışamaz hale düştükleri halde, aynı samimiyetsiz tavrı sergiliyorlar. Bu yaptıkları basın ve yayın faaliyeti değildir. Bu yaptıkları, kendi gizli teşkilatlarının önemli bir ismi adına kurulmuş hain bir rejimi daha uzun süre ayakta tutma faaliyetidir. Atatürkçülük ya da Kamalizm diye bir şey yoktur, o Sabetayizmdir. 

Programda tarihi şahsiyetlerin değerlendirmeleri, fotoğraflar, hatıratlar, tarihi vesikalar kaynak gösterildiği halde, bütün hepsini işine gelmediği için hiçe sayan İlber, aşağıdaki şu değerlendirmeleri yaptı ve işte bu basın ve medya bunu bilim diye, tarihçilik diye, aydın duruş diye, memleket-devlet meselesi gibi bu millete dayattı: 

(Böyle parantez içindeki notları biz ekledik)

"Mustafa Armağan, kendi etnik kökeni yüzünden (Kürttür) etnik milliyetçilik yapıyor. Normal bir adam Kazım Karabekir'le Mustafa Kemal'i ne diye düşman gibi gösterir? (Aslında normal bir adam ikisini düşman gösterir ve yanına deliller yığar. Anormal bir davranıştır bunları dost göstermek) Ne derdin var İstiklâl Harbi komutanlarıyla? Rahat bırakın İstiklâl Harbi komutanlarını. Kimse bunlara bir şey demiyor. (Saatlerce süren programda, İstiklal harbi ve komutanları en kısa süre, birkaç dakikalık son kısımda temas edilmiş bir mevzu)

Mahallenin delisi gibi ben çıkıp söylüyorum. Herif kendine göre tarihi çarpıtıyor. Bunlar cahil adamlar, ne bilirler tarihi. Bir b*k bildikleri yok. (Seviyesini böyle her fırsatta sergiliyor) Ne okuyacak ne bilecek? Allah'ın hödüğü suratına baksan halde turp sattırmazsın. (Bunu bir İslamcı bir Kamalist tarihçiye karşı sergilese, en iyi ihtimalle basın-medya görmezden gelir, normal şartlarda da bu mu bilim adamlığı, iddiaları, delilleri tartış, denilir) Hepinizi ananız babanız üniversitelerde okutmuş. Dünya tarihini okuyacak kapasiteniz var. Birinci Dünya Harbi'nden sonraki İtalya'yı, Fransa'yı, Balkanları okuyacak kaynaklarınız var. Bunlara cevap da verilir ama böyle şey olur mu?" (Yine alakasız laf kalabalığı ve hala mevzuya giremedi)

'AFET İNAN'A ÇOK AYIP EDİLDİ'

"Afet İnan'a çok ayıp edildi. Afet Hanım hem benim hocamdı hem de çocukları arkadaşım olduğu için gider gelirdik. Ben dünyada bu kadar terbiyeli, seviyeli, mütevazı, herşeyi gayet güzel anlatan şekerler şekeri bir hoca görmedim. Üniversitedeki çok insandan daha cesurdur. Gadre uğrayan insanları kendi kürsüsüne alır korur. Kaç tane böyle isim var. Şerafettin Turan (Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun son başkanı) bunlardan biri. Çok şeker bir kadıncağızdı, Allah rahmet eylesin. Her bakımdan mükemmeldi. Bir kere kadın yaşlanmasını bilen nadir Türk kadınlarındandı. (Eee ne anladık bu cümlelerden? Kadın manevi evlat mıydı, nikahsız bir eş miydi? Programdaki iddialar iftira mıydı, iftira ise delilin ne?) Aynı şekilde Sabiha Gökçen de öyleydi. Bu adamlar zamanında kadınlarla iyi ilişkiler kursaydı, böyle olmazlardı." (Sabiha Gökçen de bir gizli Ermeniydi. Gerçek adı Hatun Sebilciyan'dı ve Hrant Dink bunları deşifre ettiği için İçimizdeki İsrail ve İçimizdeki Ermenistan ittifakının karanlık adamları tarafından cezalandırıldı. Afet İnan da Yahudi kökenliydi ve bir Yahudi erkek ile evlendi.

ilk yorumu sen yap
Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.